Avatar photo
Köşe Yazarı

Oğuz Özdem

FERASET

Efendim “feraset” diye çok sevdiğim bir kelime vardır. Sadece bunu değil anlamı yönüyle azdan çok şey çıkarılacak kelimelerin hepsini severim. Feraset de bunlardan biri.

Anlam olarak anlayış, sezgi, doğru kavrama ve hatta basireti bile kapsar. Bakın işte “basiret” de bu kelimelere dahildir. Yani işin esası bazı şeyleri bazılarına sadece bir kez söylemeniz yeter de artar bile. O, meseleyi anlamış sizi de çözüm önerileriyle rahatlatmış olacaktır.

Ferasetli adamın gözünü seveyim. Hani “leb” demeden bırakın leblebiyi tüm kuruyemiş çeşitlerini sayar da şaşar kalırsınız. Böyle insanlara toplumda ne kadar ihtiyaç var aslında. Üstelik toplumun her kesiminde ihtiyaç vardır böylelerine. Söylerisiniz biter.


Kurum ve kuruluşlarda, toplu yaşam alanlarında, devlet dairelerinde, bireysel ilişkilerde velhasıl hemen her yerde ferasetli insanlar gerekmektedir. Bu hem vakitten hem nakitten tasarruftur. Ama bu arada meramın da doğru ve düzgün anlatılması şarttır.  Ne istediğinizi bilerek anlatırsanız çözüm kolaylaşır.

Anlayışsız, lakayt ve sorumsuz kişilerle çözüm odaklı çalışmanın mümkünü olmadığı gibi hayatınızı da zorlaştırır böyle insanlar. Hemen hepimiz bu iki tip insanla da karşılaşmışızdır. Özellikle çözüm merkezli yerlerde (bankalar, devlet daireleri, kamu kurumları, belediyeler) önemli noktalara ferasetli insanlar koymak şarttır.

Hatırlarsınız kimi komedi filmlerinde giriş kapılarına sert mizaçlı adamlar korlar da bir türlü derdinizi anlatıp içeri giremezsiniz ya işte o misal.

Ben özellikle çözüm noktalarındaki insanların bu çizgide eğitilmesi taraftarıyım. Olur ya adam  hasbelkader bir yere gelmiştir, mümkündür eğer ehil değilse yandınız demektir.

Yaşı kemale erenler bilir eskiden “bugün git yarı gel” meselesi vardı. Bir türlü çözüme kavuşmazdı işleriniz. Bu yolu kullananların iki nedeni vardı ya bir beklentisi vardı (anladınız siz onu) ya da feraseti kıttı. Oturduğu mevkinin hakkını veremeyenlerin kullandığı en basit yoldu “bu gün git yarın gel” artık bu sistem çöktü çünkü dijital çağda her şey elinizin altında orya buraya seğirtmenize gerek yok ne isteniyorsa bilgi ve belge olarak ekranlarda bir “tık” uzakta.

Benim asıl sıkıntım “elbette efendim, ne demek, hallederiz” diyerek işi daha sonra savsaklayanlar var ya işte onlar. Özellikle bireysel meselelerde ilgili şahsa derdinizi söylüyorsunuz anlamış ve ilgili gibi görünüyor, halinden tavrından “hele şükür ferasetli biri çıktı” diyorsunuz ama günler haftalar geçiyor ses seda yok. Belki unuttu diyorsunuz hatırlatmaya kalkıyorsunuz elli bahaneyle karşınız çıkıyor, utanıyor susuyorsunuz. Yine günler haftalar geçiyor hadi bir kez daha hatırlatayım derseniz ya adamı bulamıyorsunuz ya da yeni mazeretlerle avutuluyorsunuz.

Artık yapmanız gereken şey ya meseleyi unutmak ya da yakanıza küsmek.

Hemen her kurumda benzer vakalarla sizler de karşılaşmışınızdır. Allah herkesin karşısına ferasetli, anlayışlı, izanlı insanlar çıkarsın.